Pompei, İtalya’nın güneyinde ve Vezüv yanardağının eteklerinde kurulu bir şehir. Napoli’ye yaklaşık 25 km mesafedeki Pompei ‘ye otomobil ile yarım saatte ya da Napoli tren garından kalkan tren ile iki saatlik bir yolculukla gidilebilmekte.
Pompei’ye yaklaştıkça tarih boyunca en az elli kez lavlarını akıtan Vezüv yanardağına da yaklaşmak insanı biraz ürkütmüyor değil. Oysa ki Capri Adası’ndan Vezüv’ü izlerken hiç korkmamıştım. Vezüv, hala dünyanın en tehlikeli volkanlarından ve en son 1944 yılında kendini yeniden göstermiş, 1944 den bu yana ise sessiz… Pompei günümüzde 25,000 nüfuslu bir şehir , ben ise şimdi ki Pompei’yi değil antik Pompei ‘yi görmek için sabırsızlanıyorum. Açıkhava müzesine vardığımızda oldukça uzun bir turist ziyaretçi kuyruğu oluşmuştu bile. Biletimizi ve broşürlerimizi alıp kenti gezmeye başladık.
Pompei, tipik bir Roma şehri:
Antik kentin muntazam taş kaplı ana caddelerine yine aynı şekilde düzgün oluşturulmuş sokaklar açılmakta, ana caddede sağlı sollu bitişik nizam tek katlı büyük dükkanları, sokaklarında ise daha küçük dükkanları görebiliyoruz. Sütun başlıkları, heykelleri, hamamları, sarnıçları, caddelerin ortalarına yapılmış su sistemleri ile tipik bir Roma şehrinde olduğunu hemen hissediyor insan aynı Efes ya da Laodikeia gibi…
Vezüv yanardağı tarih boyunca 50den fazla kez patlamış ancak en acısı M.S. 79 yılında olan patlama. Lavlar kente doğru akarken 20.000 nüfuslu antik Pompeililer de limana doğru kaçarak kurtulmaya çalışmışlar ancak kaçamayan 2000 civarı insan ise oldukları yerde lavların altında kalmış. Şehrin tüm yüzeyi aynı bir halı gibi komple lavlarla kaplanmış. Antik kent, 1748 yılında antik eser arayan bir grup kaşif tarafından lav tabakasının altında neredeyse sapasağlam bulunmuş. Tabi bulunan sadece şehir değil, yaşamın ta kendisi, insanların iskeletleri ve eşyaları…
Pompei, döneminde turistik bir liman kasabası imiş. İhtişamlı villalar, alışveriş dükkanları, keyif içinde yaşayan zengin turistleri ile meşhur bir bölge. Bu acı akıbete de Pompeililerin cinsel sapkınlıklarının neden olduğu, eşcinselliğin doğal ve kabul görülen bir durum olması, tanrının da sapkın yaşam şeklini cezalandırıldığı yönünde inanışlar var. Bu şekilde düşünülmesine, şehrin geride kalan duvarlarındaki cinsel hatta pornografik resimler ile genelevlerin sayısal çokluğu ve genelevlere giden sokaklara arayanlara kolaylık olsun diye penis şeklinde taşların döşenmiş ya da duvarlarında penis tabelalarının konulmuş olması olabilir.
Müzeyi yaklaşık iki saatte gezdik, çıkışa yakın son bölümde bir de lavlara yakalanan ve olduğu yerde taşlaşan insanlardan bir kaç tanesini camekanlı bölümlerde ziyaretçilere açık bölümde gördük, ancak bunların orijinal olmadığını, tasvir amaçlı sonradan yapıldığını, orijinallerinin ise yeni Pompei’deki müzede olduklarını öğrendik.
Pompei’yi gezerken ; duvarlardaki resimlerin önlerine konulan cam paneller ile korunduğunu, hatta bazen ziyaretçilerin mesafesini bir kaç metre geriye çekmek suretiyle sergilenmiş olduğunu görmek kendi ülkemdeki eserlerin ne kadar cömertçe ve güvenliksiz sergilenmiş olduklarını hissettirdi.
Müzenin hemen çıkışında yer alan ,küçük ve sevimli limon ağaçları arasındaki limonçello dükkanına girip bu kadar acılı bir geziden sonra birer shot limonçello içip kendimize geldik.